Bugün, Türk milliyetçiliğinin simge isimlerinden biri olan Alparslan Türkeş’in ebediyete irtihalinin yıldönümündeyiz. Yıl 1997 idi. Bahar aylarının dinginliğinde gelen bir haber, milyonların yüreğine hüzün bıraktı. Sadece bir siyasi lider değil, bir dava adamı, bir idealist ve bir inanç abidesi olan Başbuğ Türkeş artık aramızda değildi.
Alparslan Türkeş, yalnızca bir isim değildi. O, Türk milletinin tarihiyle yoğrulmuş bir karakterin, yüzlerce yılın devlet aklının, iradesinin ve inancının vücut bulmuş halidir. Kimi zaman bir asker, kimi zaman bir siyasetçi, çoğu zaman da bir öğretmen gibi halkına doğru bildiğini anlatmaktan hiç vazgeçmedi. Mazlumun yanında, milletin önünde ve devletin bekçisi oldu.
12 Eylül sonrasında yargılanmasına rağmen dimdik ayakta durdu. Zorluklara boyun eğmedi. Hapishaneye girdi ama fikirleri dışarda yürümeye devam etti. Onun fikirleri, sadece bir siyasi partinin programına sığacak kadar dar değil; bir milleti ayağa kaldıracak kadar derin ve güçlüydü. “Dokuz Işık”la ortaya koyduğu ülkü, sadece bir siyasi görüş değil, bir medeniyet tasavvuruydu.
Alparslan Türkeş’in hayatı, bir ömrün nasıl inançla, vatan sevgisiyle ve azimle geçirilebileceğinin canlı kanıtıdır. Bugün hâlâ binlerce gencin yüreğinde onun adıyla atan bir sevda varsa, bu, onun inşa ettiği fikri mirasın gücündendir. O miras, zamanla değil, imanla yoğrulmuştur.
Rahmetle, minnetle ve dualarla anıyoruz.
Unutmadık, Unutmayacağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: